‘Güzel sanatlar, insanın kafasının ve kalbinin birlikte çalıştığı şeylerdir.’
Francis Bacon

Sanatçının düşüncesini tuval üzerinde renklendirmesi, çamuru yoğurarak, tahtayı yontarak heykele dönüştürmesi ya da ıslıkla çaldığı melodiyi bir enstrüman sesi ile tamamlaması. Diğer bir değişle, kendi iç dünyasını farklı bir boyutta yaşatması. Sanat kendi duygularını paylaşmak, bunu yaparken de Bacon’ın dediği gibi, ‘kafa ve kalbi birlikte çalıştırmaktır.’

Sanatçının hünerini, bilgisini ve duygularını birleştirerek yaptığı eser izleyicinin ilgisiyle yaşar. Bu yüzden bir sanat eseri ile ilgili görüş bildirirken hakkını vererek yorum yapmak gerekir. Ne yazık ki sanat eserlerini yorumlamak izleyici için çoğu zaman sıkıntılı bir süreçtir. Özellikle de kişi konu ile ilgili yeterli bilgi birikimine sahip değilse.

Bir galeride dakikalarca ayakta durup, duvarda asılı bir esere uzun süre gözlerini dikip bakan bir izleyiciyi düşünelim. Sonunda dayanamayıp ‘bu da ne şimdi’ diyerek kendi kendine mırıldanan, başını bir sağa bir sola çevirip, yana yatırıp, farklı bakış açısı yakalayıp birşeyler anlayabilmek için mücadele eden biri. Ya da dergi okurken gördüğü bir resme bakıp, yüzünü ekşiterek ‘gene eciş bücüş şeyler’ diyerek hızla o sayfayı kapatan bir başkası. Dahası yanındaki insanların eser hakkında konuşmalarına kulak misafiri olup, onun için hiç birşey ifade etmemesine rağmen sırf bu işten anlıyormuş gibi gözüken kişi. Hatta tabloya mükemmel sıfatını, ayıp olmasın diye yakıştıran adam. Anlamam ama, anlamadığımı da çaktırmam durumları.

Konuyla ilgili olarak Norveçli ressam Edvard Munch’un dünyaca tanınmış ‘Çığlık’ tablosunu örnek olarak verebiliriz. İşte size yeterli bilgi sahibi olmadan ‘Çığlık’ için yapılabilecek bir yorum: Eserde ön planda yer alan koca kafalı bir insan figürü, arka planda hayalete benzeyen iki adam daha, çizgiler basit. Neden önemli bir tablo ise. Gökyüzü bile acayip çizilmiş. Bu resmi ben bile yaparım ne var yani bu kadar büyütülecek anlamadım. Dışavurumculuk hakkında bilgi sahibi olan kişi için ise aynı tablo, renklerin ve çizgilerin gerçekliğin dışında şekillendirildiği, sanatçının iç dünyasını yansıtan güzel bir çalışma.

Bu arada yeri gelmişken, sanat akımlarından biri olan dışavurumculuğun ne olduğunu kısa bir açıklama ile yeniden hatırlayalım. Hani olurya unutan varsa diye.
Dışavurumculuk (Ekspresyonizm) 1900’lerin başlarında doğmuş, sanatçıların eserinde gerçeği, olduğu gibi değil, kendi düşüncelerine göre yansıttıkları akımdır. Sanatçı kendi duygu ve düşüncelerini çalışmasında belirli kalıplar arasında sıkışıp kalmadan bağımsız olarak yansıtır. Dışavurumcu akım da savaş, yoksulluk gibi karamsar konular ağırlıklıdır.

Elbette her eseri beğenmeliyiz diye bir zorunluluk yok. Güzel ve çirkin, iyi ve kötü göreceli kavramlardır. Kişiden kişiye değişebilir. Dinlediğiniz bir şarkı, izlediğiniz bir oyun, okuduğunuz bir roman veya gördüğünüz bir tablo olsun, önemli olan eser üzerinde yorumu hakkını vererek yapmaktır. Bir sanat eserini değerlendirirken onun bağlı olduğu akım hakkında bilgi sahibi olmak, o çalışmayı doğru bir şekilde değerlendirebilmek açısından önemlidir. Doğru ve bilinçli gözlendiğinde ilk bakışta anlamsız ve saçma gelen kelimelerin, çizgilerin ya da renklerin farklı şeyler ifade ettiğini görürüz.

Sizlere kısaca, bir çalışmayı değerlendirirken sanatçının ne anlatmak istediğini doğru anlayabilmek için bilinçli gözlerle bakmanın öneminden bahsetmek istedim. Yani hakkıyla yorum yapabilmek için bilinçli gözlere sahip olmanın gerekliliğinden. Bilinçli gözler de okuma ve araştırmayla sahip olunabilecek değerler.
Kim yanlış anlaşılmak ya da yanlış anlamak ister ki? Albert Einstein’ın ‘‘Bu dünyada beni birkaç kişi anladı, onlar da yanlış anladı’’ sözlerini hatırlatıp, tercih sizin diyorum.